20 Ekim 2015 Salı

Bende Unuttuğun Son Parçan

Gözyaşlarım yer çekimine karşı koymak için elinden geleni yapmıştı. Milyonlarca kez dinlediğim şarkılarda karşıma çıkan yabancı hisler bıçak gibi kesiyordu her yanımı. Ve yüküm elimdeki valizden daha ağırdı. Gözyaşlarımı tutmak adına biraz daha çabalasam genzimden süzülecek, zehir gibi yakacaktı boğazımı.. Parçalı bulutlu yalnızlıklardan değil de bıçak gibi kesen yalnızlığın anlaşıldığı anlardan birindeydim.
O kadar çok hayalini kurmuştum ki bazı şeylerin, yaşasam bu kadar mutlu etmeyecekti. Hayallerde daha samimi, hayallerde daha ayrıntılı yaşamıştım hepsini. Daha da önemlisi hayallerde zaman benim kontrolümdeydi ve senin içinde olduğun her anı yavaş yavaş yaşıyordum. Mesela sana dakikalarca değil günlerce sarılıyordum.  Sesin sensizlikten kalan son hatıra gibi kulaklarımın yanı başında kendi anarşisini ilan ediyor ve bulduğu her sessizlikte ismimi söyleyişinle karşıma geçiyordu.
İsmini silebilirdim, sarı saçlarını siyah beyaz yalnızlığıma katar kendi tükenişimde harcayabilirdim fakat sesin? Sesin bende kalan son parçandı ve “insan sevdiği sesi unutamaz” cümlesini sarf ederken bu kadar haklı olduğumu bilsem sana sıkı sıkıya sarılır “beni bırakma” diye yalvarırdım. Daha ıslanamadığımız çok yağmur, peşimde koşamadığımız çok özgürlük, keşfedemediğimiz onlarca cadde vardı. Yaşlanacaktık, birlikte. Yanı başımda yaşlanacaktın. Hasta olduğun zamanlar olacak ve senin için yemek yapmayı öğrenecektim. Beğenmesen de beğendim diyeceğini adım gibi bildiğim halde ısrarla soracaktım. Cadde bir üstünde evimiz olacaktı, hatırladın mı? Belki kadıköy’de, belki caddebostanda. Mutlaka bir balkonu olacaktı. Küçük olsa da olurdu ama sabah kahvaltılarını orada yapacaktık. Deniz görmesi şart değildi, üst kat seviyordun sen, üst kat olması yeterliydi. sabahları telefonun alarmıyla değil de sesinle uyanmak isterdim.  Bunu adın gibi bildiğin için sıcaklığın tenime bulaşacak, sesin uykulu sesime karışacaktı. Ellerini avuçlarımı alıp saklayacaktım, ısıtacaktım. Uzun hayaller kuracak, balkona çıktığında üşürsen belinden sırtına kadar seni saracaktı bedenim. Hatırladın mı, yazın adaya gidecektik. Ada vapurunda sarılıp martıları göz ucuyla takip ederken uyuya kalırdık.  Hayallerime en çok sen yakışıyorsun. Fakat senin de hayalden  pek farkın kalmadı.
En çok hayalini kurduğum fotoğraf karesini bugün sensizliği iliklerime kadar hissederken yaşayınca hangi sözcükle hangi cümleyi kursam bilemedim. İğneden ipliğe, tırnak diplerime kadar acıya boğuldum. Sustum. Uzun uzun sustum. “İstanbul gibi sev beni” dediğin anı hatırladım, taksimin orta yerinde yalnızlığın iplerini koparıp yakama yapıştığı an gelip çattı. Gözyaşlarım daha fazla yer çekimine karşı koyamadı. Önce yanaklarıma sonra kaldırımlara…
Ellerimin arasında avuçlarının yokluğu sırılsıklam etti yanaklarımı. Sol yanımı pencereye yaslamaktan çekindim, buz gibi kaldı omzum. Ellerimle başını tutup göğsüme sıkıca bastırıp ağlamakla bir ses tonuyla “özledim” diyebilmek için her şeyimi vermeye hazırdım. Karşılık versen de duyamazdım. Bir erkeğin ağladığı zaman dilimine şahitlik edeceğinden karşılık veremezdin sanırım. Ses tonunu duysam da yeterdi, cümlelerini anlamama lüzum yok. Sesin diyorum, sesin. Bende kalan son parçan.
İskelelerin turnikeleri sustuğunda, sıradaki her uçağın kapı numarasının anonsu terminali doldurduğunda, hep seni aradı gözlerim. Olur ya, gelmeyeceğini bildiğin insanları arar gözlerin bazen. Alışkanlıktandı benimkisi de. Gelmeyeceğini ismim gibi biliyordum yoksa neden yakama yapışacaktı ardımda kalan şehrin caddeleri? Her şeye alışıyorum da, bir tek sesinin eksikliğine alışamıyorum. Sesin diyorum, sesin! Bende kalan son parçan. 

10 Ekim 2015 Cumartesi

SEVE SEVE BİTİREMEDİM SENİ

İsmi unutulmuş, radyolarda çalmayan şarkılarda seviyorum seni. Güneşin doğmayı unuttuğu yağmurlu sabahların koynuna saklıyorum ismini. Bir insanın ismini kanayan yalnızlığına merhem yaptın mı hiç? İç kanamalarla sarsılırken bedenin ve göğüs kafeslerin her şiştiğinde bir ismin yokluğuyla sırılsıklam olurken yanakların, dudakların caddelerin isimlerini sayıklarken, tek bir isimle tüm mesafeleri yenebildin mi?
Seve seve bitiremedim seni. Bostancıda seviyorum, Galata’da seviyorum, aşiyanda sol yanıma çöken olmayışını sahipleniyorum. Kilometreler avuçlarımda ufalanıyor. Tek bir telefon, tek bir cümle, silip süpürüyor tüm özleme taslaklarını. Şehirler arası otoyollarda pencere kenarını tercih ediyorum. Ucu ve başı belirsiz bir otoyolda uzak sözcüğünü dudaklarının terinde ıslatırken bir insanı tüm hücrelerinde, tüm gözeneklerinde hissedebildin mi?
Akrep, yelkovan; zamana dair ne varsa kaskatı kesilirdi özellikle sen uyurken. Uyanma diye telefon açmaz, sol göğsüme ismini bastırırdım. Uykulu sesini ahizenin öbür ucunda duyana dek tükenmek bilmeyen bir sızı, bitmek bilmeyen alışagelmiş bir iç kanaması sürerdi. Birinin sesine sıkı sıkı sarılabildin mi hiç? Bir sesi tüm tonlarıyla sahiplenince o ses ne derse desin insanın iç sesin olur artık. Tüm cümleler aynı sesle tekrarlanır, tüm sessizlikler aynı sesle bozulur. Birinin sesini hiç sahiplendin mi?
İç sesim oldun çıktın sen. Seve seve bitiremedim seni

2 Ekim 2015 Cuma

Denize Ait Martı, Bana Ait Sen

Sesin titredi. İsmimi söyledin. Ben kendimi kaptırmış onlarca heybetli cümle kurmuştum. Beyaz kağıt gibi duyarsız kalmasına alışmıştım hayatımda ki tüm insanların. Ürperdim. İsminin bir an olsun eksik kalmadığı dudaklarım kaskatı kesildi.
Nisan rüzgarı yüzüme dokunuyordu. Gümüşsuyu yağmuru üzerine örtmüş, Dolmabahçe nisan yağmuruna eğmişti başını ve telefonun diğer ucundaki sesin ağlıyordu. İsmimi söylüyordun, ağlamaya devam ediyordun. İsmini aldım dudaklarımın arasına. Sıkı sıkıya sanki her an kaybedecekmiş gibi… “vazgeçmek yok” dedim. Düşünmeden! Hiç düşünmedim bunu derken! Bir insanı koşulsuz şartsız severken yapılacak en büyük hata düşünmektir. Neyi düşünebilirdim, neyi sorgulayabilirdim ki? Senden vazgeçmeyi mi? Neyden vazgeçebilirdim? Her yeşilde senin gözlerinin tonunu aramaktan mı? Her şiirde yeşili anlatmaktan mı? “kaybetmekten korkuyorum” diyebildim ancak.
“uykum var” deyişini, her tartışmadan beş dakika sonra mütemadiyen gerçekleşen ilan-ı aşklarımızı, kıskançlıklarını seviyordum. Her Beşiktaş vapuruna bindiğimde ve her tren bekleyişimde gözlerimi kapatıp bir gün olsun, bir kez olsun ellerini avuçlarımın arasına alıp sevmeyi, parmaklarımla saçlarını sıyırıp yanağına basit bir öpücük hatıra bırakmayı hayal ediyordum. Hayallerin en canlı ve an gerçekçi yanı gözlerine uzun uzun bakıp ezberlemeyi yineleyerek kurguladığım kısımdı.  

Uykulu sesini kulaklarımla duymak istiyordum. Özlüyordum, belli etmesem de her an her dakika özlüyordum. Bazen öylesine özlüyordum ki tükenip kalıyordum ansızın. İsimsiz gözyaşlarımı saklamalıydım yine de. Güçlü kalmalıydım. Dik durmalıydım, her yasanın ve  her engelin karşısında durduğum gibi. Seni bensiz hayal edemezken güçlü olmamak gibi bir lüksümde yoktu zaten. Martı denize nasıl aitse, sen de bana öylesine aittin. 
Bumerang - Yazarkafe
script>